1136 Sayılı Avukatlık Kanunu madde 35 üçüncü fıkrası, taraf ehliyeti olan herkesin kendi davasını takip edebileceğini düzenlemiştir. Bu hükümden açıkça anlaşıldığı üzere tarafların avukat ile temsil edilmesi gibi bir zorunluluk Türk Hukuku’nda bulunmamaktadır. Taraflar kendilerini mahkemelerde her türlü sıfatla (borçlu, alacaklı, sanık, katılan vb.) temsil edebilmektedir.
Diğer bir taraftan Türk Hukuku’nda bazı hallerde tarafların avukat ile temsil edilmesi zorunlu kılınmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesine göre, 18 yaşından küçük olan, sağır veya dilsiz olan veya kendisini savunamayacak derecede malul olan şüpheli ve sanıklar ve ceza alt sınırının 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan yargılamalarda bu kişilerin istemleri aranmaksızın kendilerine bir avukat atanır.
Şirketler Hukuku alanında olan diğer bir hal ise, Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesi 3. fıkrasında belirtildiği üzere Türk Ticaret Kanunu’nun 272. Maddesinde öngörülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatiflerinin sözleşmeli olarak avukat bulundurması zorunluluğudur. Buna göre Türk Ticaret Kanunu’nun 332. maddesinde düzenlenen 50.000 TL asgari sermayenin beş katına tekabül eden 250.000 TL ve bu tutarın üzerinde sermayesi bulunan şirketler açısından avukat bulundurma zorunluluğu bulunmaktadır.
Tüm bu bilgiler ışığında, mevzuatın zorunlu kıldığı haller haricinde kişilerin avukat tutma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak her bir yasal süreç kendi içinde hukuki bir uzmanlık gerektirdiğinden ileride oluşması muhtemel maddi ve manevi hak kayıplarının önüne geçebilmek adına kişilere içerisinde bulundukları hukuki süreçleri bir avukat ile birlikte yürütmeleri ve tarafı oldukları uyuşmazlık konusunda hukuki danışmanlık almaları tavsiye edilir.