• Telefon : +90 216 599 06 26
  • Email : info@hekim.av.tr
blog-post
Şubat01

ANONİM ORTAKLIKTA AZINLIK HAKLARININ İNCELENMESİ - KÖTÜ NİYETLİ ÇOĞUNLUK HİSSEDAR-

ANONİM ORTAKLIKTA AZINLIK HAKLARININ İNCELENMESİ

 KÖTÜ NİYETLİ ÇOĞUNLUK HİSSEDAR

Yazar: Av. Süreyya HEKİM

        I.           GİRİŞ

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (“Kanun”) ve ilgili mevzuat çerçevesinde anonim ortaklıklar, prensiben “çoğunluk ilkesinin” benimsendiği sermaye tipi ortaklıklardır. Çoğunluk ilkesinin benimsendiği, başka bir deyişle yönetimin payların çoğunu elinde bulunduran kişi/kişilere hasredildiği bir dinamiğin var olduğu sermaye tipi bu şirketlerde pratikte çokça karşılaşıldığı üzere çoğunluğun azınlığı tüm keyfiyeti ve kendi çıkarları doğrultusunda mağdur ettiği bir tablo karşımıza çıkmaktadır. İşte bu noktada, 2012 yürürlük tarihli Kanun ile çoğunluğun var olan bu ilke prensibi ile dürüstlük ve iyi niyet kaidelerine aykırı yönetiminin önüne geçilebilmesi için azınlığa birtakım hukuki haklar bahşedilmiştir. Bu makalemizde azınlığa tanınan bu hakları, kötü niyetli çoğunluk ve buna karşı alınması gerekli önlemlerin ne olduğunu ve tanınan bu hukuki hakların pratikte ne kadar uygulanabiliyor olduğunu inceleyeceğiz.

      II.           ANONİM ORTAKLIKLARDA AZINLIĞI KORUYUCU KANUNİ DÜZENLEMELER

a.      Azınlık Kimdir?

Her ne kadar net ve çerçevesi çizilmiş bir tanımı bulunmasa da Kanun’un 411. maddesine göre azınlık, “halka kapalı sermaye şirketlerinde sermayenin en az %10’unu, halka açık şirketlerde ise sermayenin en az %20’sini” uhdelerinde bulunduran pay sahipleri olarak tanımlanabilmektedir. Buna göre Kanun’da öngörülen sermaye eşiğinin birlikte yahut ayrı ayrı aşılması halinde azınlık pay sahipleri aşağıda açıkladığımız hakları kullanabileceklerdir.

b.      6102 Sayılı Kanun’da Yer Alan Azınlık Hakları

                                                        i.      Haklı Sebeple Fesih Davası Açma Hakkı (TTK m.531)

Kanaatimizce azınlığa tanınan en önemli haklardan biri Kanun’un 531. Maddesinde düzenlenen şirketin haklı nedenle feshi davasıdır. İlgili Kanun hükmüne göre, haklı sebeplerin varlığı halinde azınlık pay sahipleri şirketin haklı nedenle feshedilmesini isteyebilir. Öncelikle belirtmek gerekir ki şirket merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesinde açılacak bu davada sadece fesih talebinde bulunmakla ayrıca terditli bir şekilde ortaklıktan çıkarılma, grup şirketlerinin varlığı halinde bölüştürülme yahut duruma uygun düşülebilecek diğer bir çözüme karar verilmesi dahi talep edilebilmektedir. Anonim şirketin haklı nedenle feshi isteminde bulunabilmek için haklı bir nedenin var olduğunu davacı pay sahibi/pay sahipleri ispatla mükelleftir. Bununla birlikte, anılan maddede “haklı sebep” tanımı yapılmamakla birlikte hukuki ihtilaf çerçevesinde haklı sebebin oluşup oluşmadığı hususu hâkimin takdirine bırakılmıştır. Haklı sebeplerin oluşup oluşmadığına kanaat getirilirken; “haklı sebeplerin her münferit olaya göre değerlendirilmesi gerekir ve azınlık ile çoğunluk pay sahipleri arasındaki menfaatler değerlendirilirken somut olayın unsurları ve özellikleri ekonomik ve sosyal sonuçlar dikkate alınmalıdır.” [1]

Bu zamana değin verilen gerek Türk gerekse yabancı yargı içtihatlarında ise  haklı sebep olarak kesinlikle bunlarla sınırlı olmamak üzere; “pay sahiplerinin bilgi alma ve inceleme haklarının engellenmesi ya da kullanımında sürekli zorluklar çıkarılması, şirketin uzun bir süre boyunca kâr dağıtımı yapmaması ya da düşük kabul edilebilecek oranlarda kâr dağıtımı yapması, şirketin kötü ve basiretsiz yönetimi, hortumlama, şirket ortakları arasında şirket yönetimine ilişkin yaşanan ve yargıya intikal eden çok sayıdaki ihtilafın mevcudiyeti, şirket malvarlıklarının şirkete menfaat sağlamayacak biçimde elden çıkarılması” [2]gibi haller sayılmaktadır. Belirtilmelidir ki, bu dava nezdinde ultima ratio/son çare ilkesi geçerli olmakla dava diğer azınlık haklarının ilgili pay sahiplerini korumakta yetersiz kalması ve pay sahiplerinin haklarını korumak için başkaca hukuki yolun mevcut olmaması halinde açılmaktadır.[3]

                                                       ii.      Genel Kurulu Toplantıya Çağırma ve Gündeme Madde Konulmasını İsteme Hakkı (TTK m.411-412)

Kanun’un 411. maddesine göre, “azlık pay sahipleri yönetim kurulundan, yazılı olarak gerektirici sebepleri ve gündemi belirterek, noter kanalıyla genel kurulu toplantıya çağırmasını veya genel kurul zaten toplanacak ise, karara bağlanmasını istedikleri konuları gündeme koymasını isteyebilirler. Belirtilmelidir ki, gündeme madde konulması istemi, çağrı ilanının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde yayımlanmasına ilişkin ilan ücretinin yatırılması tarihinden önce yönetim kuruluna ulaşmış olmalıdır.”

Pay sahiplerinin çağrı veya gündeme madde konulmasına ilişkin istemleri yönetim kurulu tarafından reddedildiği veya isteme yedi iş günü içinde olumlu cevap verilmediği takdirde Kanun’un 412. maddesine göre, “aynı pay sahiplerinin başvurusu üzerine, genel kurulun toplantıya çağrılmasına şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi karar verebilir. Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve Kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararında, kayyımın, görevlerini ve toplantı için gerekli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir. Zorunluluk olmadıkça mahkeme dosya üzerinde inceleme yaparak karar verir. Karar kesindir.”

                                                     iii.      Finansal Tabloların Tasdik ve Müzakeresini Ertelemeyi Talep Etme Hakkı (TTK m.420)

Kanun’un 420. maddesine göre; azınlık pay sahiplerinin istemi üzerine, genel kurulun bir karar almasına gerek olmaksızın, toplantı başkanının kararıyla bir ay sonraya bırakılır. Bununla birlikte azınlık pay sahiplerinin istemiyle bir defa ertelendikten sonra finansal tabloların müzakeresinin tekrar geri bırakılmasının istenebilmesi için finansal tabloların itiraza uğrayan ve tutanağa geçmiş bulunan noktaları hakkında, ilgililer tarafından, dürüst hesap verme ölçüsü ilkeleri uyarınca cevap verilmemiş olması şarttır.

                                                     iv.      Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı (TTK m.437)

Her pay sahibi, şirket işleriyle ilgili olarak yönetim kuruluna yönetilecek talebi ile bilgi alma ve inceleme haklarını kullanabilmektedir. Kanun’un 437. Maddesinde tanınan bu hakkın bir sınırı olarak şirket işlerinin açığa çıkacağı ve tehlikeye düşeceği ihtimali (?) belirtilmiştir. Her ne kadar bu şekilde bir sınır belirlenmişse de bu sınırın aynı hüküm ile detayları ve esasen ne anlama geldiği açıklı bir şekilde belirtilmediğinden bu sınırın her yere çekilebileceği ve azınlığa tanınan bu hakkın çoğunluk eğer ki kötü niyetli ise bu muğlak tanımlanan “sınır” sayesinde her türlü kılıfla engellenebileceği kanaatindeyiz. Kanun maddesine göre; “bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibi, reddi izleyen on gün içinde, diğer hâllerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Başvuru basit yargılama usulüne göre incelenir. Mahkeme kararı, bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebilir. Mahkeme kararı kesindir.”

                                                       v.      Yönetim Kurulu Üyelerinin İbra Edilmesini Engelleme Hakkı (TTK m.559)

Kanun’un 559. Maddesine göre, “Kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, denetçilerin, şirketin kuruluşundan ve sermaye artırımından doğan sorumlulukları, şirketin tescili tarihinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla kaldırılamaz. Bu sürenin geçmesinden sonra da sulh ve ibra ancak genel kurulun onayıyla geçerlilik kazanır.” Bununla beraber, eğer ki azınlık pay sahipleri sulh ve ibranın onaylanmasına karşı iseler, sulh ve ibra genel kurulca onaylanmaz. Yönetim Kurulu üyelerinin ibra edilmesi yahut edilmemesi hususu, Kanun’un 553. maddesinde belirtilen yönetim kurulu aleyhine sorumluluk davası ikame edilmesi açısından önem taşımaktadır.

                                                     vi.      Özel Denetçi Atanmasını Mahkemeden Talep Etme Hakkı (TTK m.438-439)

Kanun’un 438. maddesi ile bilgi alma ve inceleme hakkını daha önce kullanan her pay sahibine özel denetimle belli birtakım olayların açıklığa kavuşturulmasını genel kuruldan isteme hakkı tanınmıştır. Genel kurulun istemi onaylaması halinde her pay sahibi otuz gün içinde şirket merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesinden özel denetçi atanmasını isteyebilir.

Genel kurulun istemi reddi halinde ise Kanun’un 439. maddesine göre, sermayenin en az onda birini, halka açık anonim şirketlerde yirmide birini oluşturan pay sahipleri veya paylarının itibarî değeri toplamı en az birmilyon Türk Lirası olan pay sahipleri üç ay içinde yine aynı mahkemeden özel denetim talebinde bulunabilir. Belirtilmelidir ki, özel denetçi atanmasını isteyen davacıların, kurucuların veya şirket organlarının, kanunu veya esas sözleşmeyi ihlal ederek, şirketi veya pay sahiplerini zarara uğrattıklarını, ikna edici bir şekilde ortaya koymaları gerekmektedir.

Özel denetçi atanmasına ilişkin kanuni düzenlemeler ile ilgili olan düzenlemeler, yukarıda açıklanan ve bilgi alma ve inceleme hakkının düzenlendiği Kanun’un 437. maddesinde düzenlenen “sınırsız” sınır gibi muğlak ifadelerle düzenlenmiş olup bu hakkın hak sahiplerince layıkıyla ve hakkın özüne uygun olarak kullanılması imkânı bu sebeple oldukça sınırlandırılmıştır.

                                                    vii.      Pay Senedi Bastırılması Talebi (TTK m.486)

Kanun’un 486. maddesinin 3. fıkrası, azınlığa, nama yazılı pay senetlerinin bastırılıp tüm nama yazılı pay senedi sahiplerine dağıtılmasını talep etme hakkı tanımıştır.

    III.           KÖTÜ NİYETLİ ÇOĞUNLUK HİSSEDAR KİMDİR?

Belirtmeliyiz ki, anonim şirketlerde, bu şirketlerin sermaye tipi şirketler olmalarından hareketle “şirket menfaatinin tüm menfaatlerden üstün” olması söz konusudur. Bu noktada, şirketin pay sahiplerinden bağımsız bir kişiliğinin ortaya çıktığı ve bu menfaatin korunmasının esas olması söz konusudur. Hukukumuzda şirketin bütünü ve menfaatlerin korunması ise benimsenen çoğunluk ilkesi prensibi gereği şirket hisselerinin fazlasını elinde bulundurana yüklenmiştir. Bir deyişle, çoğunluk kendi başına şirket yönetiminin kimler tarafından üstleneceğine karar vermekle sorumludur. Ancak bu bir külfetle birlikte çoğunluk açısından düşünüldüğünde kendileri için bir ödüllendirme bile olabilir, şayet ki çoğunluk şirketin işleri, işleyişi ve bekasının korunması ve muhafazası kendisine verilen yetki ve gücü keyfi bir tasarruf mekanizması olarak görsün. İşte bu noktada, çoğunluk hissedarın iş ve işlemlerinin iyi niyet kaidelerine uygun olup olmadığı tartışılabilir hale gelecektir. Bilhassa, ülkemizde de oldukça yaygın olduğu üzere aile tipi şirketler yahut gerçek kişi pay sahipleri arasındaki dostluk ve güven çerçevesinde oluşuma girmiş, duygusal birtakım ilişkiler üzerine kurulu şirketlerde bir azınlık-çoğunluk dinamiği söz konusu ise ortaya çıkan ihtilaflar ile çoğunluk kanunun kendine tanıdığı bu yetkileri dejenere ederek bu ihtilafta kendi lehine menfaat elde etme gayesi ile hareket eder hale gelebilmektedir; bu noktada çoğunluğun kötü niyeti söz konusu olacaktır. Örneğin, kuruluşundan itibaren %49-%51 pay sahipliği yapısı olan ve bir ailenin iki ferdinin yönettiği bir anonim şirket düşünelim. Kurucu ortaklar ve yöneticiler arasında ihtilafların ortaya çıkması, yönetimin ailelerin ikinci jenerasyonunu oluşturan kişilerin eline geçmeye başlar olması, %51 çoğunluğun kendi altsoyunu yönetime alarak %49 taleplerini dinlememesi, adaletsizliği ortaya çıkarması ve sonunda %49’u dışlayarak kendi keyfi tasarrufları ile yönetimini çoğunluk ve ailesinden kişilerle oluşturması, neticede azınlık %49’un türlü haklarını çiğnemesi, şirket binalarına girişini engellemesi ve çoğunluğun şirketi %51-%49 şirketi değil de %51’in kendi şirketi gibi kullanması gibi bir olayda çoğunluk ilkesi kapsamından bakıldığına hukuki bir problem gözükmese de kötü niyet olgusu ile birlikte değerlendirdiğimizde Kanun’da azınlığa tanınan haklarının özünün ihlal edilerek neticede Şirket menfaatine bir bütün olarak zarar veren çoğunluk hissedarın varlığı görülecektir.

    IV.           GENEL DEĞERLENDİRME

a.      Kanuni Hakların Uygulanabilirliği Sorunu

Öncelikle 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 Sayılı Kanun, 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na nazaran azınlığa birtakım hakların sağlanması ve güçlü-zayıf dinamiğinde zayıfın mağdur edilmesinin önüne geçilmesi açısından azınlığı daha koruyucu ve daha yumuşatılan bir düzenlemeler bütünü sağlamıştır. Ancak üzülerek belirtmek gerekir ki, yukarıda özetle açıkladığımız birtakım azınlık hakları hakkın özüne uygun bir şekilde kullanılabilmesinin önünün açılması gerekmekte olup bu düzenlemeler, kanaatimizce azınlık pay sahiplerinin haklarının gerçek anlamda korunmasına muktedir olabilecek türden değillerdir. Nitekim tanınan bu haklar pratikte oldukça kullanımı dar bir alana sahip olmakla maalesef azınlığın mağduriyetini gidermemekle çoğunluğun keyfi bir şekilde ve kendi menfaatleri doğrultusunda şirket yönetmesinin önü açılmaktadır.

ÖRNEK: GÜNDEME MADDE EKLENMESİ TALEPLİ DAVA – MAHKEMENİN GENEL KURUL GÜNDEMİNE EKLENECEK MADDEYİ “GEREKLİ” GÖRMESİ

Davacıların pay sahibi oldukları grup şirketlerinden olan Davalı Şirket nezdinde kendi uhdelerinde bulunan paylarının halka arz edilmesinin çağırılan olağanüstü genel kurul toplantısında görüşülmesini istedikleri ancak şirket yönetiminin şirket paylarının halka arz edilmesi şeklinde genel kurul gündem maddesini oluşturduğu ve bu netice ile davacıların kanunen tanınan süre içinde şirket merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesinden gündeme madde eklenmesini talep ettiği bir uyuşmazlıkta, T.C. İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/718 Esas 2021/746 Karar sayılı gerekçeli kararında “…somut olay incelendiğinde, davacıların sadece kendilerine ait hisselerin halka açılmasının genel kurulda görüşülmesini talep ettikleri; şirketin ise tüm hisseleri yönünden halka açılmasının görüşülmesini istediği ve buna ilişkin gündem maddesi oluşturduğu anlaşılmaktadır. Şirketin tüm hisseleri yönünden halka açılmasının tartışılması davacı taleplerine nazaran global bir müzakere olup; bu talebin içinde davacıların hisseleri de söz konusu olduğundan sırf davacıların hisselerinin halka arzının tartışılmasında mahkememizce bir yarar görülmemiş, talebin reddine karar vermek gerekmiştir…” şeklinde bir gerekçe ile kesin olmak üzere karar vermiştir.

ÖRNEK: ÖZEL DENETÇİ TAYİNİ – ZARAR OLGUSUNU İSPAT –

Davacıların Davalı Şirket ile ilgili olarak icra edilen olağanüstü genel kurul toplantısında özel denetim talep ettikleri hususların reddedilerek ikame ettikleri dava dosyasına mali alanda uzman bir bilirkişinin atandığı, bu mali bilirkişinin Davalı Şirket’ten istediği on küsurdan fazla evrakın Davalı Şirket tahtında sunulmaya gerek görülmemesi, bu bilgi ve belgelerin sunulmak istenmemesi ve sonrasında bilirkişinin bu evraklar incelenmeksizin sağlıklı ve elverişli bir inceleme yapamayacağına dair mahkeme dosyasına kazandırdığı bilirkişi ön raporu akabinde mahkemenin ara karar oluşturarak bu dosyaların mahkeme kasasına sunulması üzere Davalı’ya 1 haftalık kesin süre verilmesi ve yine Davalı Şirket’in ara kararın gereğini yerine getirmeyerek mahkeme kasasına sunmadığı, davacıların 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 218 tatbiki taleplerinin dikkate alınmadığı ve mali alanda uzman bilirkişinin dosya üzerinden inceleme yaparak elzem önem atfettiği bilgi ve belgeler bulunmadan hazırladığı bilirkişi ek raporunda davacıları kanunun kendilerine azınlık pay sahipleri olmalarından ileri gelerek tanıdığı özel denetçi davası ikame etmekte kötü niyetli oldukları tespitine vardığı dava dosyası kapsamında verilen T.C. İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/700 Esas 2021/1389 Karar Sayılı Kararında; “…Mahkememizce özel denetimin uygun görmesi halinde, inceleme konusunun da belirlenmesi gündeme gelecektir. Özel denetim ancak belirli bir konu için talep edilebilir. "Belirli" kavramı ile belli türde, nitelikte ve önemde olay kastedilmemiştir. "Belirli", olay bağlamında tanımlanabilen, içeriği ve sınırları belli olan, genel nitelik taşımayan anlamına gelir. Belirli konu şirketin herhangi bir işi, işlemi, kararı, finansal durumu, finansman ihtiyacı, hakim şirketin kararları veya şirkete verdiği kayıplar olabilir. Özel denetçinin incelemesi "belli kararların yasallığı", "uygunluğu" veya "ilgili kişilerin kusuru" hakkında bir hüküm içermez. Bunun gibi, bir davranışın hukuka uygunluğu veya aykırılığı, mantıklı illiyet bağı gibi hukuki sorunlar özel denetime konu olmayacaktır. Özel denetçi ayrıca, "şirket organlarının takdir hakkının olduğu kararlara" yönelik veya "şirket kararlarının amaca uygunluğu" hakkında hüküm veremez. Netice olarak, T.T.K.'nun 439. Maddesinin 2. Bendine göre; dilekçe sahiplerinin, kurucuların veya şirket organlarının, kanunu veya esas sözleşmeyi ihlal ederek, şirketi veya pay sahiplerini zarara uğrattıklarını, ikna edici bir şekilde ortaya koymaları halinde özel denetçi atanacaktır…Ne var ki özel denetim hakkının kullanılabilmesi için TTK.nun 439/2 maddesinde açıkça şart koşulduğu üzere, şirketi ve pay sahiplerini açıkça zarara uğrattıkları ikna edici biçimde ortaya konmalıdır. Ortaklar arasındaki ihtilaf sebebiyle hakkın iyiniyet çerçevesinde kullanıldığını ortaya koyan şart, bir zarar olduğunun ikna edici biçimde ortaya konmasıdır. “Zararın engellenmesi amacıyla” özel denetçi tayini talep edildiğine göre zararın mevcut olup olmadığı, ne olduğu kanuna uygun şekilde, yaklaşık olarak muteber delillerle ortaya konmalıdır. Yine davacıların bağlı şirketlerin kayıtlarının tümünün sunulmasını, tümü üzerinde inceleme yapma yetkisi verilmesini talep etmesinde de kanunun aradığı “belirlilik unsuru” mevcut değildir…” şeklinde karar verilerek mali bilirkişi taleplerine rağmen davalı şirketin sunmadığı evraklar üzerinden sağlıklı bir bilirkişi incelemesi yapılamamışsa da Sayın Mahkeme tarafından davacıların zarara uğratıldığının ikna edici şekilde ortaya koymadıkları yönünde hüküm tesis edilmiş ve dosya kapanmıştır.

ÖRNEK: ANONİM ŞİRKETİN HAKLI NEDENLE FESHİ – ŞİRKETİN İÇİNİN BOŞALTILMASI, ÇOĞUNLUK GÜCÜNÜN KÖTÜYE KULLANILMASI, DENETİM KAYYIMI TALEBİ VE YAKLAŞIK İSPAT MESELESİ

T.C. İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/636 Esas sayılı dosyasında; “…Davacıların mahkememizde açtıkları davada davalı şirketin %60 hissesine sahip ortak Ö.H.’nin yıllardır uygulanan centilmenlik anlaşmasına aykırı davranması, centilmenlik anlaşmasına uyacağına söz verip taraflar arasında yaşanan uyuşmazlıklara ilişkin davalardan feragat edilmesi üzerine taahhüdüne uymaması, hakim ortak durumundaki Ö.H.’nin kardeşi olan davacı N.H.’yi yönetim kurulundan çıkarıp kızlarını seçerek şirketi, baba ve kızları şeklinde bir aile şirketine çevirmesi, rekabet edecek şekilde bir başka şirket kurması, davacılara bilgi alma hakkını kullandırmaması, davacıların tek geçim kaynağı olan davalı şirketteki faaliyetlerine son vermesi, şirkette %40 hisseye sahip olunmasına rağmen geçim sıkıntısına düşmelerine neden olması, hisseleri üzerindeki tasarruf yetkilerini halka arz yoluyla kullanmalarına engel olması, davacıları düşük bedelli kar dağıtımıyla mağdur ederken davalı şirket dahil … Grup Şirketlerinin 3 şirketinden ayrı ayrı ve son derece yüksek miktarda huzur hakkı ve ücret almaları, tüm şahsi giderlerini şirkete yansıtmaları, şirket iş ve işlemlerinde usulsüzlük yapmaları gibi pek çok nedenden ötürü ortaklar arasında güven ilişkisi zedelendiğinden, şirket ortaklığı davacılar açısından çekilmez bir hal aldığından öncelikle davalı şirketin haklı sebeple feshine karar verilmesini talep ve dava ettikleri, ayrıca alternatif çözüm yolu olarak fesih yerine öncelikle bölünme yoluyla davacıların davalı şirketten çıkarılmaları, açılacak fesih davalarının birleşmesi halinde grup şirketlerinin bölüştürülerek davacılara bırakılan şirketler karşılığı diğer şirketlerden çıkarılmaları, davacı pay sahiplerine dava tarihine en yakın tarihteki gerçek değerin ödenerek şirketten çıkarılması, her halde duruma uygun düşen kabul edilebilir bir diğer çözüme hükmedilmesi yönünde karar verilmesi yönünde talepte bulundukları, ayrıca davalı şirket yetkililerinin, davalı şirketin içini boşaltacakları ve varlıklarını elden çıkarıp tüketecekleri şüphesinin bulunduğunu, anonim şirketin fesih davası çerçevesinde mahkemece talep üzerine geçici önlemler alınmasına karar verilebileceğinin doktrinde kabul edildiğini, davalı şirket yetkililerinin şirketin mal varlığını şahsi mal varlıklarına aktardıklarını, şirketin net karının altı katını genel yönetim gideri adı altında kendi şahsi ihtiyaçları için harcadıklarını, bu durumun daha da artacağından şüphe olmadığını belirterek davalı şirket yönetim kurulunun görevden geçici olarak alınarak ihtiyati tedbiren şirkete yönetim kayyımı atanmasına, bu talep kabul edilmediği takdirde denetim kayyımı atanmasına ve şirketin esaslı işlemlerinin denetim kayyımı onayına tabi tutulmasına, şirketin banka hesaplarına bloke konmasına, kayyım onayı olmaksızın işlem yapılmamasının sağlanmasına, şirketin taşınmaz mallarıyla araçlarının devrinin ihtiyati tedbir yoluyla önlenmesine karar verilmesini talep ettikleri anlaşılmıştır. Şirkete denetim kayyımı atanması talebi ise HMK 390/3 maddesi gereğince davacının, davanın esası yönünden haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi koşuluna bağlı olup dosya kapsamında sunulan deliller itibariyle davalı şirkete denetim kayyımı atanması yönünde davacı tarafça henüz yaklaşık ispat koşulunun yerine getirilmediği anlaşıldığından bu talepte mahkememizce yerinde görülmemiştir…” diyerek aile tipi şirketin mevcut olduğu bir uyuşmazlıkta davacıların ihtiyati tedbir talepleri davalı şirket yönetim kurulunun rekabet yasağına aykırı kurdukları ve davalı şirketle aynı iştigal konulu bir şirketin mevcudiyetine, davacılardan davalı şirket’in kuruluşundan itibaren yönetim kurulu başkan yardımcısı ve %39 pay sahibi olan davacının yönetimden çıkarılması ve davalı şirket çoğunluk hissedarın %1 pay sahibi kızını davacı yerine seçmesi, bu toplantı ve sonrasında fahiş huzur haklarının alınmaya başlaması, davalı şirketin tüm malvarlığının yönetimin keyfi tasarrufları doğrultusunda kullanılmasına rağmen şirketin içinin boşaltılması yok hususundan hareketle yaklaşık ispatın sağlanmadığı gerekçesiyle davacıların ihtiyati tedbir talepleri yerinde görülmemiştir.

b.      Çoğunluğun Kötü Niyetli İş ve İşlemlerine Karşı Alınabilecek Önlemler

-        Azınlık olmayın!

Üzülerek söylemek gerekir ki, günümüz ticaret hayatında mevcut düzenlemelerin uygulanabilirliğinin sınırlı olması ve azınlık haklarına ilişkin yeterli ve doyurucu bir korumanın sağlanmadığı bir ortamda, çoğunluk-azınlık sermaye yapısı söz konusu olacak olması halinde, sadece güven ve duygusal birtakım ilişkiler üzerine kurulu ortaklıklarda kendisini hukuken koruyacak tedbirlerin almayan taraf için oldukça tehlikelidir. Nitekim ilkesel bağlamda yönetim çoğunluğun tasarrufuna bırakılmıştır; çoğunluğa bırakılan bu tasarrufi yetkinin kötü niyetle evrilmesi halinde bu ihtimale binaen hiçbir hukuki önlem almamış ve sadece karşı tarafa güvenmiş bir azınlık pay sahibinin elbette ki kanun önünde korunan hakları baki ise de hakkı dava yolu ile almayla uğraşacak, bu neticede oldukça yıpranabilecektir. Bu nedenle kanaatimizce ana sözleşmenin dikkatlice ve azınlığı koruyucu bir şekilde düzenlenmeden matbu bir halde hazırlanarak azınlık-çoğunluk tarafların bulunduğu bir şirket yapısı kanaatimizce bu çerçevede sağlıksızdır.

-        Kuruluş Ana Sözleşmesinde Yönetim Kurulunda Temsil Edilme Hakkı Tanınması (TTK m.360)

Kanun’un 360. maddesi ile şirket ana sözleşmesinde öngörülmesi kaydı ile belirli pay gruplarına, özellik ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınabilir. Bundan hareketle gerek şirket kuruluş aşamasında gerekse kuruluştan sonra Kanun’da öngörülen ağırlaştırılmış nisabın sağlanması ile şirket ana sözleşmesine azınlığın yönetimde temsil edilmesinin düzenlenmesi sağlanarak bu netice ile yönetimin sadece çoğunluğun eline bırakılmaması ve sağlıklı bir şirket işleyişi mümkün olabilecektir.

-        Pay Sahipleri Sözleşmesi (Share Holders’ Agreement)

Kanun’da pay sahipleri sözleşmesine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmasa da bu sözleşme ile hissedarlar arasındaki ilişkiler, sınırlar, hak ve yükümlülükler somutlaştırılarak azınlık pay sahiplerini koruyucu birtakım önlemler alınabilir. Ancak bu noktada bu sözleşmede yer alan hükümler için Türk Borçlar Kanunu geçerli olmakla birlikte bu sözleşmeye aykırılığın caydırıcılığı noktasında “cezai şart” koşulunun uygun bir şekilde işlenmesi oldukça önem atfetmektedir.

      V.           SONUÇ

Yukarıda 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile anonim şirket azınlık pay sahiplerine tanınan hakların neler olduğunu ve uygulanabilirliğe ilişkin birtakım açıklamalarda bulunduk. Her ne kadar azınlığa tanınan bu hakların uygulanabilirliği, bizlere merhum Prof. Dr. Rona Serozan’ın; "Hakkı dava yoluyla elde etme şansı çoğu zaman kâğıt üzerinde kalır, gerçi yargı yolu herkese açıktır ama bu açıklık 5 yıldızlı lüks otellerin halka açıklığı gibidir." sözünü hatırlatmakta ise de azınlık pay sahipleri sahip oldukları haklarla bir köşeye çekilip kötü niyetli çoğunluk hissedarın keyfiyetini izlemeyecektir. Bu noktada öncelikle günümüzde yeni bir oluşuma girecek şirketler için pay sahipleri çoğunluk-azınlık dinamiğinin muhtemel seyrini kapsamlı bir şekilde tahayyül ederek gerekli önlemleri almalı, mevcut bir düzende azınlık statüsündeki pay sahipleri ise çoğunluğun kötü niyetli amaçlarının önüne geçmek ve hukuki düzenlemelerin var olma amacının yozlaştırılmaması adına hakları doğrultusunda hukuki mücadelelerini sonuna kadar devam ettirmelilerdir. Nitekim adalet, haklı olan için elbette tecelli edecektir.

Anonim Şirketlerde Azınlık Hakları ile ilgili daha kapsamlı bilgi için info@hekim.av.tr üzerinden bize ulaşabilir veya +902165990626 telefon numarasından bizi arayıp hukuki hizmetlerimiz hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Kaynakça

[1] Gencer, Hakan, “Anonim Şirketlerde Azınlık ve Azınlık Hakları”, Ankara 2021, s.170.

[2] Godollar, Göktan, “Anonim Şirketin Haklı Nedenle Feshi” https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketin-hakli-nedenle-feshi-makale,9128.html (E.T. 01.02.2022).

[3] Gencer, Anonim Şirketlerde Azınlık ve Azınlık Hakları, s.173.